Sponsor1

Samstag, 24. Juni 2017

Raşidi Tariqatında Letaifler Çakra Merkezleri



Raşidi Tariqatında Letaifler Çakra Merkezleri




رَفِيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ لِيُنذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِ يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ لْيَوْمَ تُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ لَا ظُلْمَ الْيَوْمَ إِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ dgg

Rafîud deracâti zûl arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzira yevmet telâk. Yevme hum bârizûn(bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulkul yevme, lillâhil vâhidil kahhâr. El yevme tuczâ kullu nefsin bimâ kesebet, lâ zulmel yevme, innallâhe serîul hisâb.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Yaşyanlardan Derecesi Arşa kadar ulaşmiş olan Kulumnuzun ruhunu Ayrilip secilme Talak gününde ona (onun Hesabina bakariz). Herşeyin bariz ve belli oldgu o gün derizki ona, Allahdan hicbirşekilde korkma, Bugünün hakimi Mülkünde Tek Hükümdar olan Allah dir, Bugün herkese ne kazandiysa o verilir, ve bugün ceza günü degildir, Allah hesabi cok süratli görendir. (Matematigi ve hesap yapmasini en iyi bilendir, kimin eksisi, vercegi borcu cok. kimin artisi, alacagi cok, iyi bilendir.)

Sadakallahul Aziym MU'MİN Suresi 15. 16. 17. ayet


---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Cennetlikler bir tek adamın, Ademin biçiminde olacaklardır."

( Hadis-i Şerif , Buhârî)


Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine Buyurdular

"Cehennemin etrafı şehvetlerle donatıldı, cennetinki ise zorluklarla kuşatıldı."

( Hadis-i Şerif , Buhârî)


Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine Buyurdular

"Kıyamet gününde, kulun ayakları, Rabbinin huzurundan şu beş şey soruluncaya kadar bir yere kıpırdamaz:
Ömrünü nasıl harcadığından, gençliğini nerede geçirdiğinden, malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve bildiklerini uygulayıp uygulamadığından sorulacaktır."

( Hadis-i Şerif , Tirmizî)



يَعْلَمُ خَائِنَةَ الْأَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ

Ya’lemu hâinetel a’yuni ve mâ tuhfîs sudûr.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin sinelerin gizlediği şeyleri bilir.

Sadakallahul Aziym MU'MİN Suresi 19. ayet

Tasavvufta Letaifler "Chakra - Enerji Merkezleri"

Letaif :
Arapça Latife'nin çoğulu. Latifeler anlamına gelir.

Latif :
ince, ve görülemeyecek kadar ince ve saf demek, hani biz oksijen atomlarinin taneciklerini gözle görebiliyormuyuz, görmiyoz ,ozaman oksijen bir latif cisim ve varlik, yine bedenimizdeki hücrelerin boyunu mikroskopla bakmdan göremiyoruz, hücre o kadar latif ki, biz onu ayirt edemiyoruz.

Gizli, sırlı ve iç bünyede saklı cevherler olan Letâif, baş gözüyle görülmezler, ancak gördükleri vazifelerden varlıkları anlaşılır. İnsanın aslı bunlardır. Bu cevherler mümin-kafir her insanda mevcuttur. Kâmil mürşidler bu cevherleri ilim, tecrübe ve müşahede ile tanıyıp yerlerini ve görevlerini tespit etmişlerdir.

Latife, Kur'an-ı Kerim kaynaklı insanın psikospiritüel duyuüstü melekelerinden her biridir. Geleneksel Çin tıbbındaki akupunktur meridyenlerini ve Chakraları andırır.

İnsan on latifeden (letaif-i aşara) meydana gelmiştir:

-Kalp,

-Ruh,

-Sır,

-Hafi,

-Ahfa;

-Nefs,

-Ateş, Hava, Su ve Toprak..

Bunlardan ilk beşi (letaif-i hamse) âlem-i emirden, son beşi de âlem-i halktandır. Bunlardan ilk altısına letaif-i sitte (altı latife), son dördüne cesed veya dört unsur (anasır-ı erbaa) adı da verilir. Letaif-i sitte ve cesede toplu olarak letaif-i seb'a (yedi latife) de denir.

1. Kalb, Makami sol memenin dört parmak altındadır. İlahi huzur ve tecelliyat mahâllidir. Yeri Yürekdedir, Gezegeni Güneşimizdir Peygemberi Muhammed

2. Ruh, Makami sağ memenin dört parmak altındadır. İlahi aşk ve muhabbet mahâllidir. Yeri Akcigerler Gezegeni Güneşimizin Eşi olan YILDIZ Peygamberi isa

3. Sır, Makami sol memenin iki parmak üstündedir. İlahi marifet mahâllidir. Yeri böbreklerdir Gezegeni Neptün Peygamberi Nuh

4. Hafi, Makami sağ memenin iki parmak üstündedir. ilahi tecelli ve nurlar içinde kaybolma mahallidir. Buna istiğrak denir.Yeri Karaciger Gezegeni KIZIL Gezegen Peygamberi Hz ibrahim

5. Ahfa, Makami göğüs kafesinin üst ucundan yani gırtlak çukurundan iki parmak kadar aşağıdır. İlâhî sır mahallidir. Gizli ilimler ve tecelliler merkezidir. Burada elde edilen duruma izmihlal denir. Yeri Girtlak cukurdnaki Hormon Kelebegi, Gezegeni Merkür sahibi Mehdi Aleyhisselam

6. Nefs-i natıka (külli) latifesinin yeri iki kaşın ortasıdır.Yeri Midededir ve Gezegeni Dünya Peygamberi Adem ve Havva

7. Nefs-i Külli ( Tüm Beden ) : Sultani Zikir Makamı.

8. Akli Kül , Beyini temsil eder Cebrailin ve, ilham ve vahyin makamidir Nuru Beyazdir Süt Beyaz




Bu letâiflerin nurlarına gelince: Latîfe-i kalbin Ziyasi sarı ve nuru yeşildir,
Latîfe-i ruhun nuru Renksiz oksijen ve karabondioksit siyah yada duman rengi gri,
Latîfe-i sırrın nuru Mavi - deniz ve okyanus rengi,
Latîfe-i hafînin nuru Kirmizi kan ve ateş,
Latîfe-i ahfânın Ziyasi Turuncudur nuru kar beyaz süt beyaz. Yani mehdinin güneşinin rengi turuncu kamerinin yani ay inin rengi süt beyaz

Allah Teala insanın cesedini yaratmış ve diğer latifeleri bedendeki yerleriyle irtibatlandırmıştır.

Seyr u Sulûk ve Letaif

Seyr u sulûk sırasında âlem-i emirden olan beş latife imkân dairesi, velayet-i sugra ve velayet-i kübranın ilk kısmı olan akrebiyyet dairesi'nde; nefs velayet-i kübranın iki, üç ve dördüncü kısımları olan muhabbet daireleri'nde; ateş, hava ve su unsurları (anasır-ı selase, üç unsur) velayet-i ulya'da, toprak unsuru ise kemalat-ı nübüvvet'te muamele görür. On latife, tasfiye ve tezkiyelerinden sonra bir araya toplanırlar ve hey'et-i vahdaniyye ismini alırlar. Kemalat-ı risalet mertebesinden itibaren seyr u sulûkun sonuna kadar feyzin geldiği yer hey'et-i vahdaniyye'dir.

Nefs

Nefsin yedi mertebesi vardır: Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne, Raziyye, Marziyye, Safiyye (Kamile)... Nakşibendî tarikatında nefsin mertebeleri icmalî olarak nefs-i emmare ve nefs-i mutmainne biçiminde ele alınır. Nefsin itminana ermesi velayet-i kübra'da, Rıza makamı'nın elde edilmesiyle olur. Nefs-i emmare sahibinde akıl, akl-ı meaş iken, nefs-i mutmainne'de akl-ı mead olur.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Dikkat ediniz ki, insanın cesedinde bir et parçası vardır ki, o et parçası sâlih oldukça bütün vücuddaki âzalar sağlam olur. Eğer o fasid olursa bütün cesedi bozulur. O et parçası kalptir.”

( Hadis-i Şerif, Buhari)

Kalb bütün latifelerin merkezi olup "Ruh"un sarayıdır. Ruh kalbde egemen olunca, bedeni "Ruh"un emirlerine göre yönetir; ruh vasıtasıyla aldığı ilâhi feyiz ve terbiyeyi bedenin bütün işlerine yansıtır. Kalbde yakîn nûru parlamaya başlayınca dünya hayatı fâni ve değersiz görünür. Çünkü kalb, marifetullah nûrunun parlayacağı yegâne mahaldir ki, iman güneşi o burçtan doğar. Bütün ilâhi sırlar orada gizlidir. Kalbde o hakiki, lâhutî güneşin doğmasıyla bu yüksek tecellinin nurlu eserleri insanın bütün azalarında zâhir olur. O zaman kulluk vazifelerini; derin ve derûni bir zevk ve neş’e içinde seve seve îfa eder.

ZİKİR VE LETAİFLER ÇAKRALAR


Zikrin nuru ilk olarak kalbe, sonraları diğer letaife sirayet eder. Zikre devam edildiğinde kalpten Allah’ın sevmediği ve razı olmadığı düşünceler silinip gider. Zikir kalbe iyice yerleşince her hâlde zikretme hâline geçer, böylece gaflet yok olur. Zikir sayesinde insanın sıfatları değişir, insanda Cenab-ı Hakk’ın razı olduğu ahlak ve sıfatlar oluşur.

SU ELEMENTi

Vücudumuzun su içeriği yaş, cinsiyet, boy uzunluğu, vücut ağırlığı ve fiziksel aktiviteye göre değişir.
Çocukların vücudunun su oranı yüksektir (% 70, yeni doğan bebekte ise % 90) ve yaş ilerledikçe suyun yerini yağ dokusu almaya başlar. Dolayısıyla yaş ilerledikçe suyu daha çok tüketmek gerekir. Yetişkinlerde vücut su oranı % 60, yaşlılarda ise % 50’dir.

Vücuttaki su unsurunun nefsin kötü sıfatlarından birisi olan nifak özelliği ile irtibatlıdır. Suda, bulunduğu kabın şeklini ve rengini alma özelliği ve bulunduğu şartlara göre değişme sıfatı vardır. Bu sıfat, insana münafıklık olarak yansır ve iki yüzlülük meydana gelir. Ancak bu sıfat, mürşid-i kâmilin terbiye, himmet ve tasarrufu ile alçakgönüllü olmaya dönüşür. Kalbden nifak ve yalancılık gider, yerini samimiyet ve mertlik alır. ve eger kemal bulursa safiyet saf su, renksiz kokusuz tadsiz temiz ve temizleyici, nurlandirici,

ATEŞ UNSURU
Kötü hali hiddet ve celali temsil eder, kemal hali erginlik ve pişmişligi temsil eder

Ateş unsurundan kaynaklanan zulüm ve hiddet sıfatı, İslam’ın emir ve hükümleri karşısında gayret, ince davranma ve rahmani taraftarlığa dönüşür.

HAVA UNSURU

onsuz olunmaycagini bilmekdir yani ruhsuz canlilik olmaz, iyi ruh veya kötü ruh, oksijen ve karbondioksitsiz, yani onlarsiz olunmaz demekdir.

Hava unsurundan ileri gelen kibir ve üstünlük taslama sıfat, izzet, vakar ve heybete dönüşür. cibilliyat olrak ucanlari temsil eder iyi veya kötü olabilirler

TOPRAK ve ELEMENTLER

Nefsi natikayi temsil eder, ve insani ve vücudunu meydana getiren bütün yedigi elementler ve icdigi minareller toprak demekdir

Toprak unsurundan kaynaklanan tembellik, uyuşukluk gibi durumlar, sabır ve itidal sıfatına dönüşür. ve rengi nurunun rengi ten renkleridir bugday tenli sari benizli kirmizi benizli toprka cinsleri gibi, killi toprak, humuslu kara toprak, kahvrengi humuslu, kirecli beyaz, kumlu toprak, demirli toprak granit mavi veya maviye yakin gri toprak yada kaya taş........., sari kayrak cay taşi, druma göre ya cok ser olmsi gerkir kemeilnde yada yumuşak humuslu gibi yada granit gibi yada demir özü gibi keml bulur yine bakir olur yine altin olur.

İnsan küçük bir alem olup, büyük alemin nümunelerini taşıyor. Buna göre ruhun, sırrın, hafinin, ahfanın asılları büyük alemde nedir? Yani hafi, ahfa, sır latifeleri büyük alemde neyi temsil eder?

Alem ikiye ayrılır:

1. Alem-i halk, 2. Alem-i emir.

Alem-i halk; bütün yaratılan şeyler ve masiva dediğimiz, kainat ve mahlukattır.

Alem-i emir ise; zat, sıfat, isim ve şuunat-ı ilahiyedir.

İnsan; kainatın ve kainatta tecelli eden alem-i emirin özü ve özetidir. Yani insan-ı kamil, Hem alem-i emr’in, hem de alem-i halkın özü ve numunesidir. Alem-i emr’in ve alem-i halk’ın asıllarının ve külliyatının, gölgeleri ve numuneleri alem-i asgar olan insanda dahi mevcuttur.

İşte tasavvufta ve literatürde; beş cevher diye isimlendirilen kalp, ruh, sır, hafa ve ahfa’nın asılları, kainat ve emr aleminde olduğu gibi; gölgeleri ve numuneleri de, insanda ve mahiyetinde mevcuttur.

Burada "asıllar" deyince emir alemindeki vücutlar, "gölgeler ve nümuneler" deyince, mahlukattaki tecelliyat ve vücutlar anlaşılmalıdır.

1. Kalp: (Güneşi Temsil eder) Alem-i halk’tan, Hz Muhammede ve kainatta onunla alakalı makamlara, mekanlara ve boyutlara işaret eder. Alem-i emr’den ise, Hz Muhammed (a.s) mahiyetine ve hakikatine bakar.


2. Ruh: (Hava Akcigerleri Temsil eder) Alem-i ervahın numunesidir. Alem-i halk itibariyle Hz isa (a.s.)’ın varlığına, makamına, mekanına ve kainatla münasebetine bakar, bir cevherdir. Alem-i emr itibariyle de, Hz isa (a.s.)’in mahiyetine ve hakikatine bakar.

3. Sır : (Su ve Böbrekleri Temsil eder) Alem-i ervahın numunesidir. Alem-i halk itibariyle Hz Nuh (a.s.)’ın varlığına, makamına, mekanına ve kainatla münasebetine bakar, bir cevherdir. Alem-i emr itibariyle de, Hz Nuh (a.s.)’in mahiyetine ve hakikatine bakar.

4. Hafi: (Kan ve Ateşi Temsil eder Vücuta ise Karacigeri Temsil eder) Alem-i ervahın numunesidir. Alem-i halk itibariyle Hz İbrahim (a.s.)’ın varlığına, makamına, mekanına ve kainatla münasebetine bakar, bir cevherdir. Alem-i emr itibariyle de, Hz İbrahim (a.s.)’in mahiyetine ve hakikatine bakar.

5. Ahfa: (Hormonlari ve duygulari Temsil eder yani quantum bilgisi ve Paracaciklar Salgilar Dalak ve Hormon Kelebegi Beka Billah) Alem-i ervahın numunesidir. Alem-i halk itibariyle Hz Mehdi (a.s.)’ın varlığına, makamına, mekanına ve kainatla münasebetine bakar, bir cevherdir. Alem-i emr itibariyle de, Hz Mehdi (a.s.)’in mahiyetine ve hakikatine bakar. Ahfa Yani gizlenilen saklanilan korunan demekdir. ve bugün quantum bilgisinin keşfedilmiş olma senbebi vakit onun vakti oldugu icin. onun bilgisi inkişaf etmekde parcacik bilgisi.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle haşrolunursunuz....."

( Hadis-i Şerif )

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular

"Müminin ruhu, cennet ağacına konup beslenecek olan bir kuştur. Allah o kulunu diriltinceye kadar ruhu orada bekler."

( Hadis-i Şerif, Mâlik)

Enes radıyallahu anh dan

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemden, kıyamet gününde bana şefaat etmesini rica ettim.
"Yaparım inşaallah!" buyurdu.
"Peki seni nerede arayayım?"
"Beni ilk arayacağın yer Sırattır."
"Seni orada bulamazsam?"
"Beni Mizanın yanında ara!"
"Seni Mizanın yanında da bulamazsam?"
"Beni Havzın yanında ara! Bu üç yerden şaşmam" buyurdu.

( Hadis-i Şerif , Tirmizî. )

"Cennet, birinize ayakkabısının bağından daha yakındır. Cehennem de öyle."

İbn Mesûd radıyallahu anh. Buhârî.

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Cennette, her bir derecenin arası gökle yer arası kadar olan, tam yüz derece vardır. Firdevs bunların en üst derecesidir ki, dört nehir oradan fışkırıp akar. Arş ise onun üstündedir.Allahtan istekte bulunduğunuz zaman, Firdevs cennetini dileyin!"

Ubâde radıyallahu anh. Tirmizî.

Muhyiddini Arabi nin Vahdet-i Vücûd anlayışına göre


“- Hakikat budur ki Hâlik, Mahlûktur ve yine Hakikat budur ki Mahlûk, Halik’tir. Bunların hepsi tek bir varlıktandır. Hayır belki O tek varlıktır. Ve yine O, çokluk halinde olan Tek bir varlıklardır.” yani burda, binler parcadan oluşan bir bedenin, tek oluşunun, onun binler parcadan oluşmasi, tek beden, vahid olmasina engel degil demek yani.

“IV Fass : İdris kelimesinde ki Kudsi Hikmet’in özü.”

"Cennetlikler bir tek adamın, Ademin biçiminde olacaklardır."

( Buhârî)

Hadis-i Şerifi Gösteriyorki Zamanin sahibi olan ve, vahdeti vücut makamina cikmiş olan kimsenin bedeni, o hadisde gecen tek vücutu temsil ediyor, ve cennetlikler, o tek bir vücutta vahdet bulacak ve , baştaki yazdigimiz ayettede, yine ayni kimse, ve yine vazmiza ismini veren kimse, yani "Derecesi Arşa kadar ulaşmiş olan Kul" ve yine " رَفِيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِ يُلْقِي الرُّوحَ " "Rafîud deracâti zûl arş(arşi), yulkır rûha "yani bu zamanda Hz Mehdi. ve Fakat Kötülerde yine gecenki vaazda yazdigimiz ayetteki, kötülerde yine Deccal aleyhillanin bedeninde Vahdet Bulcak olanlardir, ve iyi ve kötü - siyah ve beyaz - Gece ve gündüz - Yaz ve Kış ying yang






" فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاطِينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِيًّا "

Fe ve rabbike le nahşurennehum veş şeyâtîne summe le nuhdırannehum havle cehenneme cisiyyâ.

Rabbine andolsun ki biz onları, şeytanları ile beraber haşerdecegiz toplayacağız.

MERYEM Suresi 68

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Cennette, her bir derecenin arası gökle yer arası kadar olan, tam yüz derece vardır. Firdevs bunların en üst derecesidir ki, dört nehir oradan fışkırıp akar. Arş ise onun üstündedir.
Allahtan istekte bulunduğunuz zaman, Firdevs cennetini dileyin!"

Ubâde radıyallahu anh. Tirmizî.

yani işde Cakralarinin tamamini caliştiripda en son kafadaki alninin ortasindaki cakrasi (Nefs Cakrasi insan Cakrasini) caliştiripda Nefsini, nefsi kamil insan oldugunu ispat etmiş olan zat, yani Zamaninimizda Hz Mehdi, ve "Derecesi Arşa kadar ulaşmiş olan Kul"yani kafa cakrasina kadar ulaşmiş KUL. yani AKLI KÜL den haber alan Kul.

Hilye-i Şerif Nedir? - Hz.Muhammed ( S.A.V.) 'in Hilye-i Şerifleri


 Hilye-i Şerif aslinda hicde öyle internetlerde gezen hadisde yazdigi gibi, peygamberin sireti suretini anlatan yazilar degildir, Hilye demek Muhammedin bedeni aslilerinin, diger bedeni aslilere göre, krokisi, haritasi demekdir. kimler onun ne tarafinda duruyor gösteren harita demekdir. Bunuda Allah, O nun yakin ve uzak komşulari olarak ayarlamiş, ve onun yildizinin, bir nevi burc haritasi demekdir bu. ve fakat her an degişebilen bir harita, hani muhammed hicret ederken, Ebu Bekr efendimiz yanindaydida o anlatiyor :
Bir korku geliyordu bana ve, önden bir gelirde O na zarar verir diye, ve hemen onun önüne geciyordum, biraz gidince, bu sefer başka bir korku peydah oluyordu bende, ve arkdan biri gelirde ona zarar verir diye, ve hemen bu seferde O nun ardina geciyordum, ve onlarin bu iki hareketinden "Talaal Bedru" ilahisi meydana gelmiş.
"Sen güneşsin , Sen kamersin" bir önde muhamed güneş oluyor, birde arkada, ve ebu bekr önde, ebu Bekr güneş olmuş, muhammed ebu bekre ay ve kamer olmuş, yani öyle olunca, bizim yildizimiz, bir konuma gelirki, işde başka bir yildiza ay ve kamer olmuş, sonra birde öne gecer, bütün yildizlari alip döndürten ana yildiz olmuş, "Sen güneşsin , Sen kamersin" ve muhammedin benim AY im dedigi "Sen güneşsin , Sen kamersin"

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

Receb Allah'ın ayı; şaban benim ayım, ramazan da ümmetimin ayıdır.

( Hadis-i Şerif , Süyûtî, el-Câmiu's-Sagîr, nr. 4411; Müttakî-i Hindî, Kenzü'l-Um-mâl, nr. 35164.)

ve Dün (29.04.2017) şaban ayinin 1 iydi, yani demekki muhammedin, yani güneşimizin başka bir an güneşe, ebu bekir güneşine kamerlik ettigi, aya geldik , yani şaban ayi ve ebu bekrin önden gittigi ay,

ve işde Hilye Muhammedin burc haritasi demek olur, ve o yapilan en güzel Hilye Tablosunuda "Hattat Mustafa Rakim Efendi" yapmiş ve bu alltaki güzel harita

 --------------------

Herkesin bir Hilyesi vardir, ve herkesinki kendine göre farklidir, ve biz buna Raşidi Tarikatinda " Silsileyi Üla "yi ve "Silsileyi Melaeyi" Tespit Etmek diyoruz 


 Silsileyi Üla Nedir ? “Silsileyi Üla” yi Tespit Etmek icin Ne Yapılır?


“Silsileyi Üla” yi Tespit Etmek icin Ailecek bir yerde Toplanilir.
1Kalem ve kağıt alıp yazmaya başlanir.
Evimizin Sag Tarafina dogru gidince en yakindaki “ Hasan veya Hüseyin” den kim varsa o Hasansa bizim üst kolumuz peygamberimizin “şerifler” kolundaniz ve birinci isim o yazilir, Hüseyinse seyidlerdeniz, sonra saga veya sol tarafda Hüseyin aranir en yakin hüseyin sagdami soldami ve bunlarin akrabalik dereceleri, Annemiz tarafindansa Anne tarafindan o kola bagliyiz, Baba tarafindan akrabimiz iseler Baba tarafindan o kola bagliyiz demekdir. Ve böylce ilk yön tespit edilmiş olur. Sonra evimizin arka tarafina dogru ilk peygamber isimli kimse kimdir, hangi peygamberin kolundaniz o tespit edilir ve o isim yazilir,
Liste böylece şöyle olmalidir ilk önce evimizin sol tarafina dogru annemiz tarafindan akrabimiz olan en yakin eve, uzaga dogru devam edilir hatta bu başka şehire kadar olabilir “Hasan, Hüseyin, Fatma, Ali, Osman, Ömer, Bekir, Ayşe, Hatice, Zeynep” aranir, ve ashabin isimlerinden olan kimseler olabilir, amma bu kimseler sadece anne tarafindan dedemizin babasina kadar akraba olanlar olcak. Sonra sag tarafa dogru ayni işlem saga dogru bu sefer baba tarafindan akrabalar yazilir. Sonra evimizin arkasindaki komşularimizdan başlayip arkadan sagdan sola dogru gidip sonra tekrar bize dönüp glecek bir daire halinde bütün akraba olan olmayan tanidigimiz peygamber isimli tanidiklarimizin isimleri not edilir. İlk önce direk arkaya dogru düz cizgi gidilir iki tane ayni isim olanlar ilk yakindaki ele alinir, ikinci ayni isme varinca ordan artik sola dogru dönme noktasina geldigimizi bildirir, bu sadace yaşadigimiz köy veya şehir icinde tespit edilir dişari cikilmaz yani peygamber isimlilerde.
Bu not etiklerimiz de cift isimliler en yakin komşumuz olanlar ele alinarak düzletilir, ve bu bizim “silsileyi ÜLA” mizdir.
Vaktin müsait oldugu bir zamanda, senede bir defa bu silsileye 3 ihlas 1 fatiha veya 3 fatiha 7 ihlas hediye edilir.

Silsileyi Melae Nedir ? “Silsileyi Melae” yi Tespit Etmek icin Ne Yapılır?

Silsileyi Melae Bizim Hangi Melegin soyundan oldugumuzu gösterir (Cibilliyatimzin ne oldgunun tespit icin) ve Evimizin saga sola arkaya öne dogru "Cebrail,Mikail,israfil ve Azaril isimli ve birde ( Azrail,veya Zara Azra isimli veyada Zarar veren mahluklar zarail) aranir.ve bunlar bizim hormon kelebegimizin nasil durdugunu gösterir, yani biz mehdinin sagindami solundamiyiz yine belli eder, yani bunu bulmak icin mehdinin kelebegi ile kendi kelebegeni karşilaştirinca belli olur, sen onun sagindami solundamisin arkasi veya önündemi.
ve bizim evimizin önüne dogru dönünce sagimizda Mikail, solumuzda israfil, önümüzde Cebrail, ardimizdada Azrail, vardir. önümüzde Hz Hasan Hz osman ve Hz Hacer, ardimizda Hz Süleyman ve Hz Yunus Hz Hüseyin, sagimizda yine Hz ibrahim ve ismail,........ kainat devamli döndügü icin bunlar yine degişkendir, sadece dogum haritasi sabittir, oda insanin dogdugu köy şehir kasaba ve mahellede ve evde bunlar araninca dogum haritasi tespit edilir. bizim silsileyi üla mizda yine dogum haritamiz olmalidir.




وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَأَجْلِبْ عَلَيْهِم بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الأَمْوَالِ وَالأَوْلادِ وَعِدْهُمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلاَّ غُرُورًا

Vestefziz menisteta’te minhum bi savtike ve eclib aleyhim bi haylike ve racilike ve şârikhum fîl emvâli vel evlâdi vaıdhum, ve mâ yaiduhumuş şeytânu illâ gurûrâ.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

(Haydi) onlardan gücünün yettiğinin ayağını çağrınla kaydır. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yürü. Onların mallarına ve evlatlarına ortak ol. Onlara vaadlerde bulun.” Hâlbuki şeytan onlara aldatmadan başka bir şey va’detmez.

Sadakallahul Aziym İSRA Suresi 64. ayet



فَاتَّخَذَتْ مِن دُونِهِمْ حِجَابًا فَأَرْسَلْنَا إِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا قَالَتْ إِنِّي أَعُوذُ بِالرَّحْمَن مِنكَ إِن كُنتَ تَقِيًّا قَالَ إِنَّمَا أَنَا رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا قَالَ إِنَّمَا أَنَا رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا قَالَتْ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ وَلَمْ أَكُ بَغِيًّا قَالَ كَذَلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَلِنَجْعَلَهُ آيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِّنَّا وَكَانَ أَمْرًا مَّقْضِيًّا

Fettehazet min dûnihim hicâben fe erselnâ ileyhâ rûhanâ fe temessele lehâ beşeren seviyyâ. Kâlet innî eûzu bir rahmâni minke in kunte takıyyâ.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Meryem onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken biz ona ruhumuzu gönderdik de o, kendisine tastamam insan şeklinde göründü.. Meryem, “Senden, Rahmân’a sığınırım. Eğer Allah’tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)” dedi.
Ruh dedi “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana akilli bir çocuk bağışlamak için gönderildim” dedi. (Hz. Meryem dedi ki): “Bana bir beşer dokunmamış (olduğuna göre) benim nasıl bir oğlum olabilir? Ve ben, azgın (iffetsiz) olmadım.” (Ruh’ûl Kudüs): “İşte böyle” dedi. Senin Rabbin: “O, Bana kolaydır ve onu, insanlara bir âyet (mucize) ve Bizden bir rahmet kılacağız.” buyurdu. Ve emir kaza edilmiştir (yerine getirilmiştir).

Sadakallahul Aziym MERYEM Suresi 17.den 21. ayete kadar

ve eger bu ikiside melek sifatindalar ise, o zaman melekler cocuk yapmaz, evlenmez kurali yanliş, ve alaman kizlari ve avrupalilar mavi gözlü, ve münker nekirde mavi gözlülermiş, öyle olunca işde alaman IRKI münker ve nekirden üretme IRK oluyor, yine avrupann bazi yerlerindeki kimsler mavi gözlü sari sacli kimseler, hani zikirimzdeki Mühammeten ayeti varya yani mansi onlar yemyeşlillerdir, bu mavi gözlülerde avatar filimdeki gibi masmavi olnlar grubu onlarda masmavilerdir yani hani cizgi filimleri bile varya
Mavi Cüceler - Şirinler


yine isa ve mehdide cebrailin soyundan, olanlar, o ise siyah veya kahvrengi koyu yesil renkli gözlü yani köpek cinsi gözlü, ve yine reptiller yani yani azazilin soyu ise, onlarda yeşile yakin gözlüler müdhammeten olanlar yemyeşildir ayetinde dendigii gibi ,gözleride yeşil olanlar, yani reptiller, azazil soyu, yilan soyu, ve öyle olunca bazilari, mikail soyu, yine avrupada cocuklarina michael ve kizlarada Michaela konulur, yani öyle olunca onlarda mikail soyundan olanlar, yani sivrisinek, yine rafael ve rafaella konurki ,onlarda israfil soyundan, yani horuz ve tavuk cibilliyatlilar, yine gabriel ve Gabriele konulurki, köpek ve kurt cibilliyatlilar, onlarda işde cebrail soyundan olanlar, ve öyle olunca, avrupalilarin silsileyi ülayi tespitlerinde, birde melek soyundan olmalari sebebiyle işde etraflarinda sag kol komşularinda baba tarafindan o melege bagli, sol koldanda, hangisi varsa ona, anne tarafina bagli demek olur, cebrail mikail ve israfil aranir yani, azrail ve zara lardar azrail soyundan, zara veya zarail, yani öyle olunca kimler hangi soydan ise, onlar o soya silsilei melea sinada veya ülasindaa fatiha kulhu ismarlar. bizim zikirimzdeki mikailde ondan, bize en yakin komşu melek mikail var, ondan biz zikirimizde en sonda mikaile okuruz, ve sizlrde bize tabi olunca, önce bizim okudugumuza okuycaksinizki, bizim adimimizi takib edebilesiniz, ve bizim türkiyedede cebrail ve mikail isimliler vardir bazi yerlerde, işde en yakin mikail ve cebrail komşusu olanlar, ve bu en uzaga kadar aranir, nerede varsa o isim, ordan o kola bagli demek olur, onlar yine o soydan olanlar demek. yani meleklerde ürermiş, ve anonakilerden bahsedilirken yari tanri olanar deniyor, işde meleklerin ilk birleştikleri, meryem gibi isa gibi yari tarni gibi olanlar, o yüzden isa yi rab edinirler hiriistiyanlar , amma sebebini bilmezlerdi, biz şimdi anlatmiş oluyoruz yani, yani melek soyu, kutsal ruh cebrail soyundan, yine amine annemize bir melek ve kutsal ruh geldi, sana bir oglan verildi dedi, senin oglun gibi kadri yok cihanda denildi, yani onada yine bir ruh koyan var, ve oda yine bir melek soyundan üretilen özel sistem yani ,yari tanri gibi anonakilerinki gibi, yani yari tanirdan kasit yari melek yari insan yani.

----------------

Bir adamin sictigi poha varinca araştirilirsa, melek gibi olan adamin bile, elbet bir hatasi bulunur, ve ben niye sen gibi şu gibi bu gibi olmak zorunda olayim, Ben ve BENLIK, ve benim zatim demek, benim hoşuma giden şeylerin toplandigi beden demek. cünkü ben karpuz seviyorsam, benim evde, her yaz karpuz yenir degilmi, dometes seviorsam dometes, altin seviyorsam altin, o zaman yine para ise para, yani kadin ise kadin, öyle olunca, ben benim zaaflarimdan meydana geldim demekdir. ve mesala dometiside seviyonda, amma en cok kirazi seviyon gibi, birde zaafmiz vardir. hani camizin camuru görünce yatmasi gibi yani, işde kiraz seven onu görünce dayanamaz yine kadin seven, kari kiz seven, güzel bir kadin görünce, hemen onunla yativermek, sevişmek ister degilmi? para seven, para görünce, para gelcek yere dayanamaz degilmi? ve bizler zaaflarimizla dikenelerimizle var olanlariz, öyleyse hatasiz kul arama, ve gül seviyorsan dikeninide sev, dikenine razi gelmeyen gül yetiştirip de gül koklayamaz, ve incitme, gülü koparipda dikeninide aglatma, yahut dikenini yolupda gülü aglatma, incitme, ona zarar verme.

şefaat meselesi

Enes radıyallahu anh dan

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemden, kıyamet gününde bana şefaat etmesini rica ettim.
"Yaparım inşaallah!" buyurdu.
"Peki seni nerede arayayım?"
"Beni ilk arayacağın yer Sırattır."
"Seni orada bulamazsam?"
"Beni Mizanın yanında ara!"
"Seni Mizanın yanında da bulamazsam?"
"Beni Havzın yanında ara! Bu üç yerden şaşmam" buyurdu.

( Hadis-i Şerif , Tirmizî. )

Temsili misal ile : ve sen seyri sülükunu tamam edip özüne erdin,ve peynir oldun mesela, ve bir bedene ve cennete dogru yol alacaksin, amma yolda nice dikenler engeller var degilmiß seni (Peyniri) aldilar geldiler sofraya koydular, ve sofradan birisi aldi bicagi kesecek seni dilim dilim, sana burada kim yardim edipde kesme onu diyecek, ve sen da hi bagir, istedigin kadar, avazin cikdigi kadar bagir, duyarmi seni, o acikmiş olan sofrave kahvalti sahipleri, seni keser gecer, o yetmez, dilimi birde böler, sonra alir eline, agzina götürür diş denen carklarin arasinda, seni ligme ligme eder, kim kurtaracak burda seni onun elinden degilmi? ve bu o nun seni ligme ligme etmesi, sana rahmet, cünkü sen az sonra muradina ercen, cennete gircen, amma daha zor işin, cehennemin türlü türlü işkencelerini tadacan, ve en sonunda vücutta eger kayde deger bir lokma görülürsen, erkekse seni o yiyen, belki dahada erip, onun huseyesinde toplancak olan meninin, insan tohumunun parcasi olacan, sonra ise, ve eger tuvalete gitmezsen, poh yoluna ölüp gitmezsen, ve yarişi kazanabilirsen, ve o insan evli veya, bir kadini var ise, ve cocuk yapacak ise, sende gayret edip, bütün meni parcalari kuvvetlice yumurtaya varip, kapiyi calabilirsen, ve yumurtada sana, seni taniyip kapiyi acarsa, ve o nda bir cocuk olma şerefine erersen, işde cennete erdin, amma nice cile işkence dolu cehennemin türlü türlü belalarini tada tada varacan, ve burda işde şefaat, sana yol gösteren demekdir, ve yol gösteren harita muhammed haritasi, ve muhammede inen şerita ve helal haram, yasak ve serbest, olanlara dikkat etmen ile, senin bedeni aslindeki yolculugun, bir yildiz olarak dogmana kadar gidecekdir, işde yildiz olabilmek icin insani kamil yani "NEFSi iSPAT" nefisini ispat etmiş demek, insan olacak bütün bilgileri ögrenmiş ve bilmiş, ve onu ögrenip, kaş olacak, kulak olacak, göz olacak olanlarla bir araya gelip, insan tohumu meniden yola cikip, hatta bir inegin yedigi ot iken, ordan yola cikip taaaa insan tohumu olup, sonrada anneden cocuk olarak dünyaya gelmeye kdar gecen serüvene "seyri sülük" denilir, ve bu serüvdende senin , meninin icindeki o insan olmak icin, yarişi kazancak olan tohuma yol gösteren, işde muhammedin şeriatina uyman ile olan olcakdir. ve bunlar senin en son arşa kadar cikman gerektigini yani, mirac etmen gerektigini belli eder, ve arş ise, en tepe nokta demekdir, ve orda insanin başi olcak olan hücreler demekdir, en kamil olan hücre, dogacak bebegin beynini oluşturcak olan AKIL hücrelerini temsil eder, ondan sonraki kemal dereceleri raziye marziye makmalari, işde el kol ayak böbrek dlak gibi diger hücreler yani.


İmam Ahmed, Abdullah b. Amr b. As (r.a)'ın şöyle dediğini bildirdi: “Peygamber (s.a.v.) bir gün sanki bize veda edecekmiş gibi konuşma yaptı, üç defa şöyle dedi: “Ben Ummî Peygamber Muhammed'im” sonra şöyle dedi: “Benden sonra Peygamber yoktur, bana sözün en güzeli en özü ve en hikmetlisi verildi. Bana Cehennem bekçilerinin ve arşı taşıyanların sayısı bildirildi.”

---------------

“Yahudiler, “Peygamberiniz Cehennem ehlinin sayısını biliyor mu?” dediler”

“Onlar ne cevap verdiler?”

“Bilmiyoruz ancak Peygamberimize sormamız gerekir” dediler.

Peygamberimize soruyu sordular ve Rasûlullah :

bir seferinde on, ikinci seferde ise dokuz parmağını kaldırdı.“Şöyle şöyledir dedi”



سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ

Se ned’uz zebâniyeh

Biz de yakında zebanileri çağıracağız.

ALAK Suresi 18. ayet



خُذُوهُ فَاعْتِلُوهُ إِلَى سَوَاء الْجَحِيمِ ثُمَّ صُبُّوا فَوْقَ رَأْسِهِ مِنْ عَذَابِ الْحَمِيمِ

Huzûhu fa’tilûhu ilâ sevâil cahîm. Summe subbû fevka ra’sihî min azâbil hamîm.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Onu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyin. Sonra başının üstüne azap olarak kaynar su dökün. (mesela yumurta patetes haşlamasi yapmak gibi)

DUHAN Suresi 47. 48. ayet


صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ

Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn

Onlar(Zebaniler) sağırdi, dilsizdir ve kördürler. Artık onlar görevlerinden de geri dönmezler.

BAKARA Suresi 18. ayet

Peyniri kesmek icin gelen bicak gibi, o peynirin sesini ve bagirişmasini duymaz ve dinlemez, efendisi : peyniri kesmesi icin, onu göreve cagirinca, artik o görevindenden dönmez, peyniiri keser. yine bugdayi degmene dökünce, degmenci ve degmen taşi, bugdayin sesini duymaz, onu degmenin ezip un etmesine engel olacak yokdur, yine degmen taşida görevinden dönmez ,onu un gibi ezip ufalar, vicciragini cikarir.


Rabbim, mehdi askerine, zikirimiz ile bütün cakralarini acip, taa arşa, yani insan bedenindeke kafadaki "nefs-insan" olma cakrasini caliştircak kadar gayret versin, ve ordanda nefsini bilip bir anneden dogabilcek saafiyet ve uhrevi boyuta kadar ermek nasip etsin, ve insani kamil, yani tam takim, yani gözü kulagi ayagi eksiksiz bir cocuk olarak saglikli bir bebe olarak dogmak yolculugunda nefsini kemale erdirmeyi nasip etsin.



--oOo---



وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--




Vaazi mp3 olarak indirmek icin linke sag tikla farkli kaydeti sec




Buraya TIKLA Dinle Veya Sag TIKLA indir dinle






KAYNAK :
Raşidi Tariqatı
http://tarikati.rasittunca.com


---------------
ETiKETLER :
Raşidi Tariqatında, Letaifler, Çakra Merkezleri,Kalp Çakrası,Ruh Çakrası,SIR Çakrası,Hafi Çakrası,Hafa Çakrası,Ahfa Çakrası,Nefs Çakrası,Akli Kül,Çakraların Renkleri,Çakraların Nurlari,böbrek Çakrasi,akciger Çakrasi,karaciger Çakrasi,mide Çakrasi,beyin Çakrasi,



Mittwoch, 5. Oktober 2016

Nefis Mertebelerinin Renkleri

Nefis Mertebelerinin Renkleri

Tasavvufta manevi ilerlemenin ilk mertebesi olan Nefs-i Emmare, insanın hayvani bir şehvetin baskısı altında yaşadığı fakat içinde bundan kurtulma arzusunu taşıdığı bir aşamadır. Bu mertebenin rengi mavidir.

İkincisi kırmızı renkte olan Nefs-i Levvame mertebesidir. Burada insan, daha yüksek bir idrak seviyesinden bakınca, ayıp saymak zorunda olduğu düşünce ve davranışlarından dolayı pişmanlık duymaya başlar.

Üçüncü mertebeye, yani Nefs-i Mülhime’ye varıldığında, daha yücelmiş bir nefs kendini gösterir. Hayvani şehvet aşılır, kalbin gücü hissedilir ve manevi ilerleme azmi daha yüce bir alem tarafından harekete geçirilmesiyle gerçekleşir. Bu mertebenin rengi ise sarıdır.

Manevi ilerlemenin dördüncü mertebesi, Nefs-i Mutmainne. Mürit artık maneviyatın maddiyata üstün geldiğinden emin olur. Fani, yani geçici olan hazlardan etkilenme durumunu aşar. Bu mertebede artık nefs korkusuzluğa ve iç sükuna erişmiş olur. Bu mertebenin rengi ise beyazdır.

Beşince mertebe ise Nefs-i Raziye’dir. Burada müridin dünyevi olan her şeye sırt çevirmesiyle maddi olan her şeyle kurtulan köprüler yıkılır. Mürit her şeyde Allah’ın tasarrufunu görür ve kendisine ihsan edilene razı olur. Bu yüzden tabii olarak bu mertebe “Allah’tan razı olma” şeklinde isimlendirilir. Rengi ise yeşildir.

Altıncı mertebe ise Nefs-i Marziye’dir. Mürit ilerlemenin bu aşamasında o kadar ilerlemiştir ki artık Allah da ondan razı olmuştur. Rengi ise siyahtır.

Yedinci ve son basamak, Nefs-i Safiye’dir. Bu mertebe ruhani saflığın, mutlak arınmışlığın en üst seviyede gerçekleştiği bir mertebedir. Sübjektif olan her şey geride kalır. Bütün geçici ve maddi kayıtlardan hür bir varlık olarak mürit bu mertebede Allah ile onun mutlaklığında birleşir ve dünyevi hayatına onun elçisi veya halifesi olarak devam eder. İşte bu, halife sözcüğüğün çıkış noktasıdır. Bu makamda renk yoktur, saf nur vardır. Mürit diğer insanların arasında günlük hayatına devam eder. Normal bir insan onu diğerlerinden ayırt edemez.

Nefis Mertebelerinin Renkleri

Kullanılan yöntemlere göre üç farklı ilerleme yolu vardır: Tarik-i Ahyar, Tarik-i Ebrar, Tarik-i Şuttar.

İlki Kur’an-ı Kerim’deki namaz ve oruç gibi bütün dini ibadet ve emirleri hiç tavizsiz yerine getirmeyi gerektirir. Bu yol uzundur ancak hedefe doğru emin bir şekilde gider.

İkincisi kendini adama, çalışma ve azim ister. Mesela bu yolda oruç vasıtasıyla fiziksel bünyenin istediği her şeyden mahrum kalarak karakterin ve hislerin terbiyesine çalışır. Bu yol birinciye göre hedefa daha hızlı gider, ancak daha zordur. Zira daha sağlam bir irade gerektirir.

Üçüncüsü, cezbe, dua, niyaz namazlar ve zikir gibi belirli bazı dini ibadet ve uygulamalar gerektirir. Bu yolda ruh, bedeni terk eder ve ulvi alemlerin idrakine sahip olur. Bu yol birçok tarikatın temelini oluşturur. Her tarikat kendine has dua ve zikirlerle sahiptir. Mürit ilk başlarda mesela günde 5.000 kez Allah’ın çeşitli isimlerini zikretmekle vazifelendirilir. Oruç, sükut, yalnızlık, gece ibadeti ve uykusuzluk onu hedefe ulaştırır.

Bu tecrübeleri esnasında mürit, manevi alemde ona yol göstermek ya da yardım etmek isteyen bir peygamber yahut onun tebasından birilerini görebilir. Ancak mürit ilerlemenin dördüncü mertebesine ulaşmadan önce onu yolundan çevirmeye çalışan şeytana ve cinlere karşı müthiş bir iç savaş vermek zorundadır. İşte bu noktada Şeyh’in yardımına büyük bir ihtiyaç vardır. Şeyh talebesini onun ruhsal gelişimi için gerekli olmayan bazı savaşlardan muhafaza eder.

Nefis Mertebelerinin Renkleri

Genelde Şeyhler müridlerine önce sadakat ve inançla yapılması gereken bazı murakabe egzersizleri verir. Bu görevler mürit tarafından samimi kalple derin bir şekilde uygulanmak zorundadır. Bu esnada mürit Şeyhi’ne rabıta yapmak suretiyle onun şahsında manevi alemle irtibat kurmaya çalışır. Şeyh gerekli olduğunda manevi alemdeki yolculuğunda müridinin ruhuna eşlik eder. Şeyh’in verdiği murakabe ve egzersizler her bir müride göre değişir. Bu farklı uygulamalar değişik tarikatlarda farklı mertebeleri temsil ederler. Mesela Nakşibendi Tarikatında, tabiatın harikalığı ve eşsiz güzelliği hakkında derin tefekküre dalmak genelde hidayet yolunun başlangıcında kullanılan bir araçtır.

Nefs Mertebelerinin Renkleri

Kaynak: Carl Vett, Dervişler Arasında İki Hafta, çev. Prof.Dr. Ethem Cebecioğlu, Kaknüs Yay., İstanbul Ekim 2004, s. 139-141.

Nefis ve Mertebeleri

Nefis ve Mertebeleri

Tasavvuf ehli Kur'ânı Kerîm'in kılavuzluğunda nefsi, 7 mertebe (basamak) olarak tespit etmişlerdir. 1) Emmâre Nefs, 2) Levvâme Nefs, 3) Mülhime Nefs, 4) Mûtmainne Nefs, 5) Râzıyye Nefs, 6) Merdiyye Nefs ve 7) Kâmile Nefs.

Her benlik; kendi gözlemini çok tarafsız bir şekilde ve sükûnetle yapabilmesi için, nefs mertebelerini ve nefsin sıfatlarını dikkatle ve düşüne düşüne okumalıdır. Acaba hangi sıfatların sahibiyiz ve kaçıncı basamakta bulunmaktayız? Yapılan doğru bir gözlem neticesinde nefsin sahip olduğu sıfatlar; en alt ile bir üst sırada bulunanı olduğu gibi, iki-üç sıraya kadar da yayılanı olabilmektedir. En alt sırada bulunanlar, hiç vakit kaybetmeden Yüce Yaratıcı'sına sığınmalı ve tövbe etmelidir. Nefs sıfatları birkaç basamağa yayılmış olan benlikler, daha da yücelebileceklerinin işaretini almış olurlar. Hemen alt basamaktaki nefs sıfatına cihat açmalı, onunla savaşa girmelidir. Nefsin Terbiyesi son bölümümüzde detayları ile açıklanmıştır. Üst basamaklarda bulunan cennet ehli kullara ne mutlu. Onlar, bu Dünyada iken mutluluğa ve kurtuluşa kavuşmuşlardır.

Cenâbı Allah'a hamd ve şükürler olsun, bizleri de iman ve hidayet nimetlerinden yoksun bırakmasın!

1) EMMÂRE NEFS

12/53: ...Nefs kötülüğü şiddetle emreder...
47/12: ...Kâfir olanlar; zevk edip eğlenmeye bakarlar, hayvanların yediği gibi yer içerler. Onların varacakları yer ateştir.

Emmâre Nefs, kötülük emreden nefs demektir. Nefsin en aşağıda ki mertebesidir. O insan bedeninin istek ve arzularına dönük, zevk ve şehveti tanrı edinen kötü bir yaşam tarzını seçmiştir. İnsanların büyük bir bölümü bu haldedir. Yusûf 12/103: " Sen (Hz. Muhammed) ne kadar şiddetle arzulasan da, yine insanların çoğu iman edici değillerdir. " Dış görünümü olarak insandır, ancak yaşadığı hayat itibariyle hayvanlar gibidir, hatta ondan da aşağı ve daha vahşidir. Emmâre Nefs'in sıfatları; şirk, zulüm, küfür, yalancılık, şehetperestlik, nefs arzusunu tanrı edinme, alaycılık, kibir, cimrilik, kıskançlık, ihanet, öfke v.s.dir. Bu özelliklerin bir kaçı veya birine dahi sahip olan bir kimse, Emmâre Nefs sahibidir. Şirk ehlinin, zalimlerin, kâfirlerin, iki yüzlülerin, bozguncuların, günahkârların diğer bir deyişle Firavûn ve şeytanın nefsidir. Bunların imanları hiç yoktur, bilgisizlik içinde yüzerler, kötülüğe ve fenalığa koşar, ancak hayırlara ve hakikate de karşı çıkarlar. Egoizmlerinin gereği benlik duygusu nefslerine hakimdir. Evrenin mülk ve saltanatı sanki onlarınmış gibi, en çok kullandığı kelime ben sözcüğü olmaktadır. Örneğin; ben gittim, ben yaptım, ben şöyleyim gibi. İslâm bilginleri, Peygamber Efendimizin hiç sevmediği kelimenin de " Ben " olduğunda birleşmişlerdir.

Emmâre Nefs sahipleri; birazcık nimet için hırs ve öfkelerini yenemediklerinden, birbirlerini parçalayabilirler ve katledebilirler. Şeytan, kendilerinin dostu olmuş, nefislerinde istediği gibi cirit oynamış, şüphe ve kuruntu ile onları azgınlaştırmıştır. Hırsızlık, iftira, yalancılık, içki, kumar, zina, cinsi sapıklık ve dedikoduyu adet haline getirmişlerdir. İmanları olmadığından zerre kadar da Allah'tan korkmazlar. Dünyanın geçici nimetlerini ve nefs arzularını tanrılaştırmışlardır.

Emmâre Nefs'ten kurtulmak mümkün müdür? Nefsin en büyük özelliği seyyal ve değişken oluşudur. Bilgisizlik, nefsin kötü sıfatları ve şeytanın kuruntularından dolayı kötülüğe de, içindeki ilâhî unsur olan ruh ve melekî kuvvetler nedeniyle iyiliğe de kayabilir. Eğer o nefsin işlediği büyük günahlar neticesi paslanan kalbi, Cenâbı Allah tarafından mühürlenmemiş ise, kendisinde ümit ışığı var demektir. Genellikle Emmare Nefs sahiplerine tövbe etmek nasip olmaz. Ancak çok seyrek olsa da samimiyet ve ciddiyetle işlediği kötülüklere pişmanlık duyar ve tövbe ederek Yüce Yaratıcı'sına sığınırsa, şefaat ve affa erişebilir. Çünkü Zümer 39/53 da şöyle buyrulmuştur: " ... Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Muhakkak ki Allah bütün günahları bağışlar. "

2) LEVVÂME NEFS

75/2: Kendini sürekli kınayan (ayıplayan) nefse yemin ederim ki!

Levvâme Nefs; kendini kınayan, ayıplayan nefs demektir. Gaflet uykusundan uyanarak gerçekleri fark eden, işlediği günahlardan dolayı pişmanlık duyan ve tövbe etmeye başlayan nefsin durumudur. Emmâre Nefs'teki sıfatlar, Levvâme Nefs'te de mevcuttur, ancak bu halin farkındadır. Bazen ruh ve melekî kuvvetleri hissederek Yüce Yaratıcı'sına sığınıp ibadet eder ve böylece doğru yola girer, bazen de Emmâre Nefs'in etkisinde kalarak isyan eder, günah işler. Sonunda da pişmanlık duyarak tövbe eder. Peygamber Efendimizin: " Hemen o anda tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir. " sözünün sırrına vakıftırlar.

İslâm bilginlerince; Levvâme Nefs sahibi olanlar, Emmâre Nefs'deki insanların yaklaşık yarısı kadardır. İlimleri azdır yani Kur'ân ayetlerinin derinliğine inememişler, ancak yüzeysel bilgiye sahip olmuşlardır. Şeytan; kuruntusuna devam etmekte, fakat tam olarak hakimiyet kuramamaktadır. Levvâme Nefs sahipleri, geçici dünya nimetlerini ön planda tutan bir yaşam tarzı sürdürmeye devam ederler. Yalancılık, şehvetperestlik, alaycılık, kibir, cimrilik, kıskançlık, ihanet, öfke gibi kötü sıfatlardan kurtulma olmamıştır. Bunlar kendi nefisleri için ibadet yaparlar. İbadetleri; cennetteki huri kızları gılman (delikanlı) ları da içeren zevk ve sefa dolu yaşam çekiciliği ile cehennem korkularından kaynaklanır. Oysa ibadet; insanlara hayat gibi türlü nimetler veren, kendisini halife tayin eden, güzelliğin ve iyiliğin kaynağı Yüce Yaratıcı'ya O'nun sevgisi ve hoşnutluğu için yapıldığının sırrına erişememişlerdir. Ölümsüz Şair Yûnus Emre'nin dediği gibi: " Cennet cennet dedikleri, bir ev ile huri, isteyene vergil anı, bana Seni gerek Seni."

Levvâme Nefs'in sıfatlarından kurtulmanın yolu, nefs mücadelesi ve arınmasıdır. Bu da önce Cenâbı Hakk'a sığınıp tövbe etmek suretiyle başlar, emir ve yasaklara uymakla devam eder.

3) MÜLHİME NEFS

91/7-10: Nefsi ve insanı düzgün bir biçimde şekillendirdi. Sonra ona kötülük ve takvayı İLHAM etti. Benliğini temizleyip arındıran gerçekten kurtulmuştur. Onu kirletip örtense kayba uğramıştır.

Mülhime Nefs, ilham alan nefs demektir. İlham ise Allah tarafından kalbe gelen mana, sezgi, doğuş demektir. Tasavvuf ehline göre Mülhime Nefs'in sıfatları; ilim, doğruluk, tevazu, gayret, cömertlik, sabır ve şükür'dür. Bu sıfatları her kim toplamış ise, mülhime nefs basamağına yükselen benlik,ihsan ve yardım almaya hak kazanarak ilham almaya başlar. Bakara 2/216: " ... Allah bilir siz bilmezsiniz... " ayetinin de belirttiği gibi neyin kötü, neyin de iyi yani takva olduğunu, Cenâbı Hakk kullarına ilham ile hissettirmektedir. Yüce Yaratıcı, nefsin iyiliğe yönelmesinden sonra ilhamı da melekleri vasıtasıyla yapmaktadır. Fussilet 41/30-31: " Muhakkak ki (Rabbimiz Allah'tır) deyip, sonra doğrulukta devam edenler üzerine melekler sürekli inerek şöyle derler : Korkmayın, üzülmeyin de size vaat olunan cennete sevinin. Biz sizin hem Dünyada ve hem de ahirette dostlarınızız... " Böylece kulun, ilham almak suretiyle imanı ve ilmi yavaş yavaş artar ve iyi özellik ve sıfatlarla donanmaya başlar.

İçten alınan bilgi, kulaktan duymaktan daha sıhhatlidir. Peygamber Efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur : " Fetvacılar sana fetva verselerde, sen bir de kalbine danış. " Cenâbı Hakk bu nefse erişenlere ilim ihsan etmiştir. Bu mertebe mü'minlerden alim olanların nefsidir. Mülhime Nefs sahiplerinde ilim ve doğruluk gibi özellikler olmakla beraber; amellerinde ve ibadetlerinde ihlâs yani içten gelen bir sevgi ve bağlılık tam teşekkül etmemiştir. Bu bakımdan bu mertebe; ayakların kaydığı yerdir, geri dönerek Levvâme Nefse de düşebilir. Azab ve kurtuluşun tam sınırında yer almıştır.

Rab'bimize hamd olsun. Bizlere imanımızın artmasını nasip etsin!

4) MUTMAÎN NEFS

89/27: Ey emin ve mutmaîn olan nefs!
89/30: Gir Cennetime.

Mutmaînne Nefs; içi rahat, şüpheleri kalmamış, hakikatı anlayarak tatmine ulaşmış nefs demektir. Yüce Yaratıcı'sından aldığı ilhamlar neticesi ilâhî ışıkla aydınlanmış; Emmâre Nefs'in sıfatları olan şirk, zulüm, küfür, yalancılık, şehvetperestlik, nefs arzusunu tanrı edinme, alaycılık, kibir, cimrilik, hasedkıskançlık, ihanet, öfke gibi kötü sıfatları tamamiyle terk etmiş, imanı yücelmiş ve takva ahlâkı olan ilâhî özelliklere bürünmüştür. Fetih 48/4: " Allah, imanlarına iman katsınlar diye, mü'minlerin gönüllerine huzur ve mutluluk indirdi. " Mertebesi yükselerek imanı yücelen kul da, telaş ve endişenin yerini huzur ve güven duygusu alır. Rad 13/28: " Gönüller ancak Allah'ı anmakla huzur bulur. " Mutmaînne Nefs sahipleri, cennetle ödüllendirilmiş mutlu kullardır. Hakikate ulaşmış olan bu mertebe de ayaklar kaymaz, ancak daha üst basamaklara çıkabilir.

Büyük veli merhum ElHac Muzaffer OZAK'ın Zeynel-Ül Kulub adlı risalesinde şöyle diyor: " Mutmaînne nefse ulaşanlar, artık kendilerinden kurtulmuş ve cennet ehli olmuş has kullar arasına girmiş demektir. Bu sıfat nefsin öyle bir sıfatıdır ki, Allahü Teâlâ'nın lütfu ile kalpleri, ilâhî ışık ile aydınlanır. Allahü Teâlâ'nın sevmediği bütün sıfatları terkeder ve bu nefsin sahipleri, hamd eden ahlâka bürünürler. Nefsi Mutmaîn, mü'minlerin ilimleri ile işleyen ve içten gelen imanları ile olgunlaşan, alimlerin nefs mertebeleridir. "

İslâm Dünyasına mükemmel bir tefsir kazandıran merhum Elmalı'lı Hamdi YAZIR'ın Mutmaînne Nefs ile ilgili görüşleri de şöyledir: " Nefsi Mutmaînne, esasen istikrarsız ve muhtaç olan sebepler, müsebbepler silsilesinden geçip bizzat müessir olan Allah'a yükselerek onu tanımak gayesinde karar kılan, vücudunda ve işlerinde O'ndan başkasına eğilmeyen ve Allah'a sadece O'nun için ibadet eden nefs demektir. Bunun manası da Nefsi Emmârenin aldatıcı arzularından Nefsi Levvâmenin kınayışlarından, masiva' (Allah'tan gayri) ya esaret bağlarından kurtulup hakiki hürriyeti kazanmak kararıdır. "

Mutmainne Nefs'ine erişenlerin sıfatları nedir? Hangi özellikler bu zatları yüceltmiştir? Tasavvuf ehlinin kabul ettiği sıfatlar genellikle şunlardır: Amel ve ihlâs (amellerde ihlâs üzere bulunma), tevekkül (Allah'ı vekil etme), cömertlik, riyazat (nefsi zora koşma), ibadet, şükür, rıza (razı olma)dır. Ancak Kur'ânı Kerîm; cennete en layık ve Cenâbı Allah'ın en sevgili kulunu, takva sahipleri olarak belirlemiştir. Âli İmrân 3/133: " Rabbinizden bir bağışlamaya ve genişliği göklerle yer kadar olan cennete doğru yarışır gibi koşuşun. O takva sahipleri için hazırlanmıştır. " Yine Kur'ânı dinleyelim. Yunus 10/62-63: " Biliniz ki, Allah'ın velilerine korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de. Onlar iman edipte takvaya ermiş olanlardır. " Şu halde takva özelliklerine, takva sıfatlarına sahip olanlar; nefslerini arındırmış, iyi ahlâk sahibi olmuş ve Cenâbı Hak'kın da sevgisine erişmişlerdir. Yücelmenin birinci şartı olan iman ve iman da kemale erişmek ancak sevgi ile ve sevgiden de ileri aşkla olmaktadır. Bakara 2/165: " İman edenlerin Allah'a sevgileri çok şiddetlidir. " Yücelmenin ikinci şartı olan takva için ise Kur'ân, takvanın özellikleri ile ilgili olarak yaklaşık on temel ibadet emri vermiştir : Muhsin olma, sabır-tevekkül, ilim, af edici ve af dileyici olma, ahde vefa, adalet-dürüstlük ile infak, namaz, zekât ve oruç ibadetlerinde devemlı olmak, bu görevleri içtenlik ve samimiyetle yerine getirmektir. O halde Mutmainne Nefsin sıfatları da anayasamız olan Kur'ânın açıkladığı özelliklerdir. Mutmaînne Nefs sakinleri takva yaşamına geçmiş mutlu benliklerdir.
(Bkz. Bu Kitap, Allah'ın Sevdikleri, Takva Sahipleri)

İşte bu ilâhî sıfatları üzerinde toplayan kutlu ve mutlu zatlar, Mutmaînne Nefs sahibidir ve cennet de onlar için hazırlanmıştır.

Mutmaînne'nin üst kemal mertebeleri olan Râziyye ve Merdiyye'de aynı özelliklere sahip ancak daha derine inmiş ve daha yücelmiş evliyaullah (veliler) olmuş nefslerdir.

5) RÂZİYYE NEFS

89/28: Dön Rabbine, sen O'ndan... razı olarak
89/30: Gir Cennetime.

Raziyye Nefs; razı olan, memnun olan nefs demektir. Bu yüce makam velilerin mertebesidir. Mutmaînne Nefs de tam bir güven içinde olan kul; kadere ve her türlü oluş sırlarına tam rıza gösterir, herşeyin Allah'tan geldiğinin gerçeği ile felaketleri de mutlulukları da aynı zevk içinde yaşar. Çünkü her oluş; bir gizli sebebin neticesidir, iman etmiş kulun da hayrı ve mutluluğu içindir.

Velilerin mertebelerine yalnız çalışmakla ulaşılamaz. Cenâbı Allah kulunu isterse bu makama getirir. Şura 42/13: " ... Allah dilediğini kendine seçer... " Bu mertebeye ulaşanlar bazı ilâhî yeteneklerle donanır ve keramet sahibi olurlar. Keramet, velilerin ilâhî lütuf ile gösterdiği büyük hünerdir. Bir kutsal hadiste şöyle buyrulmaktadır: " Ben kulumu sevdiğim zaman onun duyan kulağı, gören gözü, tutan eli olurum. "

Elmalı'lı Hamdi Yazır " Allah'tan razı olarak Rabbine dön..." hitabı ile ilgili şu açıklamayı getirmiştir: " Bir kısım müfessirler, bu hitabın Nefsi Mutmaînne'ye dünyada her zaman yöneltilmiş olduğunu kabul etmişlerdir. Bu bize daha isabetli ve daha faydalı görünmektedir. Sıkıntı ve sevinç zamanlarında kaza ve kadere güzelce dayanabilmek ve böylece bu sınav ve eğlence aleminin zorluklarını aşmak Nefsi Emmâre ve Levvâme tabiatına uygun olmadığı gibi Nefsi Mutmaînne doğasına da kolay gelmez. Bu oluş, Nefsi Mutmaînne'nin kemal mertebeleri olan Raziyye ve Merziyye'nin özelliklerindendir..."

Raziyye nefs'in sıfatları nelerdir? Bu yüce makamda insanî nitelikler yerini ilâhî özelliklere bırakmıştır. Raziyye'nin sıfatları, takva sahibinin özellikleri bahsinde net bir şekilde verilmiştir. Mutmaînne Nefs bölümünde de açıklandığı gibi bu nitelikler; infak, muhsin olma, ilim, sabır-tevekkül, ahde vefa, adalet-dürüstlük, namaz, zekât v.s.dir. İşte Kur'ânı Kerîm; bu sıfatlara bürünmüş, takva yaşamında ihlâs ile yücelmiş benliklere Allah'ın dostu (veli) demektedir. Veliler için Yûnus 10/64 de şöyle buyrulmuştur: " Dünya hayatında da ahirette de müjde vardır onlara. Allah'ın kelimeleri değişmez. İşte budur o büyük kurtuluş. "

6) MARZİYYE NEFS

89/28: Dön Rabbine, sen O'ndan O senden razı olarak
89/30: Gir Cennetime.

Marziyye Nefs; razı olan, memnun olan nefs demektir. Rıza mertebesindeki benlik, bütün işlerinde Allah'ın yasalarını içtenlikle ve samimiyetle uygularsa, Cenâbı Allah'ın lütuf ve ihsanı ile Marziyye Makamına yükselir. Kul Yüce Yaratıcı'sından razı olduğu gibi, Cenâbı Allah da kulundan razı olur. Cenâbı Hakk ile kulunun birbirinden memnun olması, o kul için ne büyük bir eriş ve mutluluk kaynağıdır? Kul Allah'ta fani olmuş, irade tekleşmiş, günah-sevap endişesi kalkmış, ikilik ve farklılık kaybolmuş, Hakk ile kul bütünleşmiştir. Marziyye nefsin velileri; olayları ilâhî ilim ile gören, gizli sebepleri ve ilâhî sırları bilen Yüce Benlik'lerdir.

Marziyye Nefs'in sıfatları nelerdir? Mutmaînne'nin kemal mertebeleri olan Raziyye ve Marziyye Nefs'lerin özellikleri Kur'ân'ın açıklamalarına göre Mutmainne'dekinin aynıdır. Ancak Marziyye makamı sahipleri ilim ve kemalde çok daha derine inmiş ve çok daha yücelmiş velilerdir.

Bizim makamımız, bu yüce zatları anlayacak ve anlatacak bir seviyede hiç şüphesiz ki değildir. Ancak Cenâbı Hakk'ın verdiği istidat ve kabiliyet ile muteber kitaplardaki bilgilerle bu gerçekleri içtenlikle yansıtmaya çalışıyoruz.

Rab'bim! Kusurlarımdan dolayı af ve mağrifetine sığınırım...

7) KÂMİLE NEFS

Kâmile Nefs; kemale ermiş, kusursuz, tam arınmış nefs demektir. Bu makama Safiyye ve Sâliha Nefs de denir. Kamile Nefs sahipleri, nefsin basamaklarında en üst noktaya oturmuş Büyük Ruh'tur. Bu mertebe peygamberlerin nefsidir. Kendi varlığı yok olmuş, Cenâbı Hakk ile bütünleşmiştir. Diğer velilerde kısım kısım bulunan özellikleri şahsında birleştirmiştir. Cenâbı Allah tarafından insanlara gönderilen ilâhî bir ışıktır, o her zaman verme ve ihsanda bulunma halindedir.

Cenâbı Hakk'ın ilminden ve kudretinden ihsan etmesi ile gizli sırları öğrenme mutluluğuna erişen kul, dünya plânındaki makamların en yücesine yükselmiştir. Bilinen ve bilinmeyen alemleri ziyaret edebilir. Cisimlerin moleküllere ayrılıp, enerji dalgası haline dönüştürüldükten sonra, istenilen bir yere giderek orada tekrar yoğunlaşması, şüphesiz ki ilâhî ilim için tabii bir neticedir. Zaman ve mekân sorunu olmadığından, zaman ve mekân ötesine ulaşabilir. " Ben kulumu sevdiğim zaman onun duyan kulağı, görengözü, tutan eli olurum. " sözünün sırrına ermiştir.

Kâmile Makamı sahipleri, nefslerinin putunu kırarak, kendi varlık kuşkularını terk etmiştir. Ölümünden kalkacak olan nefs perdesinin arkasını görmüş ve Cenâbı Allah'ın lütfu neticesi Kendisiyle diyaloğa girmiş, " ölmeden evvel ölün " hadisindeki gerçeği bu dünyada iken yaşamıştır.

Büyük veli merhum El-Hac Muzaffer Ozak Risalesinin Kâmile Nefs bölümündeki yazılarının sadeleştirilmişi de şöyledir: " Mardiyye Nefs'i hakkıyla tekmil buyuranlar, Allahü Teâlâ'nın yardımı ile bu makamın üstünde bulunan Nefsi Safiye'ye erişirler, Hak ile her zaman görüşürler. Hakk ile söyleşirler, gizli sırları bilirler... Nefsi Safiyye öyle yüce bir makamdır ki, Hakk Teâlâ'nın meskene ihtiyacı olmamasına rağmen, Zat'ı ile kulu arasındaki ESRAR MAKAMI vardır. Bu makamın oluşları ve sıfatları müthiş zevk alınacak bir durum olmakla beraber; ne tarifi, ne özelliklerini söylemek ve ne de ifade etmek asla mümkün değildir. Tatmayan bilmez, vasıl olan söyleyemez. Zira bu makam KABE-KAVSEYN makamıdır. Bu mertebe, peygamberlerin kutsal nefislerinin makamıdır.

" Ya Rabbi! Keremin ve lütfunla bizleri bu makama vasıl eyle... "

Nefs-i Emmare Bissüi Nedir? - Kötülüğü Emreden Nefis Nedir?



Nefs-i Emmare Bissüi Nedir? , Kötülüğü Emreden Nefis Nedir?

Öncelikle Nefis demek Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü , şoför Manasindadir. ve Bu Motor ve araba yaptiklarindan hesaba çekilcek olduğu için,
onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptirilabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir.Yani sürüş kurallarini ögrenmek gekekir. ve burada islamin şartlari olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayi, yani nefis atina, motoruna gem vurmayi, veyahut arabasinda, nasil fren sistemini kullanmasi gerektiğini öğrenir. ve oruç ile yemeye helal olan birşeye gem vurulur. daha sonra cima ya gem vurlur, yani frene basmasi öğenilir. ve bunu öğrenince, artik insan islamin haram ve yasak dediği durumlarda, frene basip nefis atinin gemini çekerek onu durdurur. ve nefis kazandiği derece ile makam kazanir ve terbiyet ehli olur. ve işde
Nefs-i Emmare Bissüi Nedir? : denilince istilahi mana ile kötülüğü emreden nefis demekdir. ve kötülük ise nefsin hoşuna giden (zina kumar çalmak çirpmak fazlaca yemek israf,içki,..) gibi haram ve yasak olan işlerdir. ve bu ameller işlendikce, nefis ati bunlarla beslenen bir at ve araba olur, yani o arabanin benzini, ya iyilikle doludur ve iyilikle hareket edip çalişir, yahut kötülük ile doldudur ve kötülük enerjsi ile çalişir. ve haramlar işlendikce insan, cehennem çukuruna müstehak olur. ve siyah ve kötü enerji, yikici yok edici bir kuvve kazanir. Eger terbiyet olursa, beyaz ve renkli enerji kazanir. ve renklerine göre de onun kuvvesi belli olur. ve her rengin bir melek grubu vardir, ve o rengin haline bürününce, o grubun melekleri ona yardim ederler. Emmare bissüi nefis, petrol mesabesindedir veya carbon elementini temsil eder, veya yanici kömür ve cinsi nevisi, ve en alt seviye ölü nefisdir, artik onun yeniden dirilmesi, mümkün değildir dersek yani, Allah kiyametten sonra, haşrda onu yeniden halkeder ancak, dünyada ise onun carbon haline dönmüş olmasi, tekrar bitki olup yeşeremeyecegini," fedhuli fi ibadi " derecesine varip ve tekrar insan bedenine girip hizmet edeyemeciğni belli eder. amma petrol ve kömür carbon cinsi olup Allah onlari sadece cehennemlik olarak halketmişdir, ve onlar cehennemden çikip kurtulamazlar, sonlari ikisininde yanmakdir. şayet onlardan firavun gibi, sonradan akillanipda iman ettim diyenler olursa, onlar hem zehirli, hem dibe çökücü, hem de dibe çöktürücü olan civa durmunda olurlar. bir üst, ondan daha hafif, ve dünyamizin üst kismlarinda hayat bulan madenler ve yani mesela demir gibi, veya bakir ve benzeri agir metaller halindedir. ve insan, nefis atina gem vurmasini ögrenip, ve dur denilen trafikde, durup. bekle denilen yerde. bekleyip. geç denilen yerdede, durmadan hemen geçer ise, yani ayni trafik kurallari gibi, nefsin de kurallari vardir, ve islamin emirlerine harfiyle uyan kimsenin, nefis ati , kaza yapip ölmez, yahut yaralanmaz, yahut şarampola yuvarlanmaz velhasil kelam.

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems,22 Eylül 2014 Pazartesi

Nefs-i Levvame Nedir? , Pişman Olan Nefis Nedir?



Nefs-i Levvame Nedir? , Pişman Olan Nefis Nedir?

Öncelikle Nefis demek Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü ,
şoför Manasindadir. ve Bu Motor ve araba yaptiklarindan hesaba çekilcek
olduğu için,

onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler
yaptirilabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir.Yani sürüş
kurallarini ögrenmek gekekir. ve burada islamin şartlari olan namaz ve
oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayi,
yani nefis atina, motoruna gem vurmayi, veyahut arabasinda, nasil fren
sistemini kullanmasi gerektiğini öğrenir. ve oruç ile yemeye helal olan
birşeye gem vurulur. daha sonra cima ya gem vurlur, yani frene basmasi
öğenilir. ve bunu öğrenince, artik insan islamin haram ve yasak dediği
durumlarda, frene basip nefis atinin gemini çekerek onu durdurur. ve
nefis kazandiği derece ile makam kazanir ve terbiyet ehli olur. ve işde

Nefs-i Levvame Nedir? , Pişman Olan Nefis Nedir?

ikinci Nefis makami Nefsi Levvame olup, levmedici nefis yani, yaptiği bir yalnişin ardina, kendini levmedip „tüüüh keşke yapmasaydim, yalniş birşey yaptim ben“ diyebilen nefis derecesidir.
Bu dereceye ulaşan nefisin, vicdan melekesi çalişir haldedir ve vicdan denen meleke ona hep yalnişlarinin ziddi olan iyi ile, yaptiği fiili mukayese etmesini sağlar, ve bu yalniş, bu doğru diye bir kiyas yapma halini kazanir. Ve yalnişlar: Amma Allahin kitabinda bildirilen haram ve yasaklar olsun, amma bulunduğu toplumun kurallari olsun, bu kurallara uymamak hepsi yalniş şeylerdir. Ve şeriat sadece islamin bildirdiği kurallar olmayip, insanliğin hayri için olan kurallarda buna girer. Ve bir toplumun kerih gördüğü şeylerde bu kurallardandir, hak gözlüğü ile bakinca, şeriata aykiri olmayan hususlardada, onlara uymak, şeriata uymakdir. Hal böyle olunca trafik kurallari, her ne kadar kuranda geçmesede, ehliyet alcak olana, önce kurallar ögretilir: ilk baştda durmak ve geçmek vardir, ve birde beklemek, en basit kurallar. Ondan sonra stop levhasi gelir, illa durulmasi gereken yer, yani ister gelen, olsun ister gelen olmasin, buraya varinca durmak mecburdur demek. Yani cümle sonuna nokta koyma kurali gibi. Işde levmedici nefsin vicdan melekeleri çalişir, ve insan vicdaninin sesini duyabilcek safiyete ulaşinca, yani sağdaki meleğin sesini duyar hale gelince, belki herzman doğru olanlari yapamaz amma, işde en azindan yalniş yaptiğini bilir ve özür dilemesi gerektiğini bilir. Her ne kadar, bir adami dövdükten sonra özür dilerim demek, ne abes işsede, o adama“ ben kendimde değildim, bilmeden oldu, kendimi kaybettim, şuurumu kaybetmişim, o yüzden bunu yaptim“ derse cezasinda hafifletici sebeblerden dolayi düşme olur yani. ve işde Hz Adem olmanin ilk basamaği, yalniş yapan, Hz Adem ile Havva en aşağiya dünyaya indirilince „Esteuzuibillah legad halaknel insane fi ahseni takvim.Sümme redednahü esfele safilin.“ Ayetinin hükmü gereği dünyaya indirilen Hz Adem ve Havva, dünyada yaptiklarindan pişman oldular. cünkü cennetde herşey hazir, ellerinin ayaklarinin önündeyken, dünyada ise, yemek için gayret, icmek için gayret, giymek için gayret etmeleri gerektiğini anladilarki, biz yalniş yapmişiz, ve kolaylik yerine zorluğu seçmişiz deyip ve pişman olup tövbe ettiler. Ve hata yapinca başa gelen belanin birisi olan, birde eşinden ayri düşme belasi üzerlerinden kalkdi, ve arafat denilen dağda buluştular. Ağlayip Tövbe edip Yaradandan özür dilediler. Amma artik dönülmeyen yola girilmişdi, artik o cennete tekrar ulaşmak icin, bütün katlari geçmek gerekiyordu, ve aklari karasindan seçmek gerekiyordu. Ve böylece insanoğlu vicdanin sesini duyunca adem ve havva olur yani insan olur, şeytan ve ordusu olmakdan kurtulur.cehhennem ehli olmakdan kurtulur.Ve bu dereceyi kaybetmek ve emmare nefis derecesine yeniden düşmek tehlikesi vardir. ne zaman vicdanin sesi duyulmaz oldu, kalp karardi ve ince sesleri, yani meleklerin seslerini işitmez oldu, o zaman yine „emmare bissüi nefs“e düşdü demekdir. Yani Yaptiği hatadan dönmiyen tövbe etmiyen hatasindan pişman olmiyan nefs, meleklerihin ve vicdaninin sesini duyamayan nefis derecesine.


Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems,22Eylül 2014 Pazartesi

Nefs-i Mülhime Nedir? ,ilhamlanıpta Hatalarından Ders Alan Nefis Nedir?



Nefs-i Mülhime Nedir? , Hatalarindan Ders Alan Nefis Nedir?

Öncelikle Nefis demek Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü ,
şoför Manasindadir. ve Bu Motor ve araba yaptiklarindan hesaba çekilcek
olduğu için,

onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler
yaptirilabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir.Yani sürüş
kurallarini ögrenmek gekekir. ve burada islamin şartlari olan namaz ve
oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayi,
yani nefis atina, motoruna gem vurmayi, veyahut arabasinda, nasil fren
sistemini kullanmasi gerektiğini öğrenir. ve oruç ile yemeye helal olan
birşeye gem vurulur. daha sonra cima ya gem vurlur, yani frene basmasi
öğenilir. ve bunu öğrenince, artik insan islamin haram ve yasak dediği
durumlarda, frene basip nefis atinin gemini çekerek onu durdurur. ve
nefis kazandiği derece ile makam kazanir ve terbiyet ehli olur. ve işde

Nefs-i Mülhime Nedir? , Hatalarindan Ders Alan Nefis Nedir?
Yani kendisine ilham gelen nefis, Nefsi Mülhime.

Mürid yani hak yoluna giren salik sofi , artik levvame nefisden de öteye geçip, eğer o yaptiği hatalardan ders alip, levmettiği bir fiili ikinci defa yapmak durmunda kaldiğinda, önceki yaptiği hatadan ders alipda, o hatayi yapmaz ise, artik mülhime makamina çikmiş olur. Ve artik bu makamdaki bir nefis, vicdan meleklerinin komutani olan, bir üst melekler grubunun sesini duymaya başlar. Ve ona, hep yapcaği her fiilde amelinde, hatalarindan dolayi almiş oldugu yaralari gösterip, bak bunu yapmazsan, bu yarayi almazsin diye tenbih ederler. Ve hal böyle olunca mesela haramlar bellidir amma, haram veya mekruh veya helal oldugu belli olmayan şüheli olan bir fiil yapildiğinda, veya yemesi harammi helalmi oldugu şüpheli olan bir yiyecegi yiyince, o gün namazlar ağir gelmeye başlar.ve vücuda kafir asker girince, derki ona” yatsiyi kilmada yat, sabahi kalkinca kilarsin” diye tenbih eder. ve derki o vicdanin komutani olan melek bak bu şüpheliyi yedin, ve o yüzden senin icndeki melekler ordusunun, namaz kilacak takadi kalmadi, ve sana yatsiyi kilmadan yat derler, sabah kalkma derler. ve sen birdaha bu şüheli şeyden uzak durursan, bu duruma düşmezsin derler. ve o salikde onlarin sözünü dinler, ve o şüpheli olan şeyden, veya amelden, veya fiilden uzak olurlarsa, artik mülhime onda karar kilar, ve dahada yukari yükselir hale gelir. Artik O Mürid yani sofi , o müridi terbiyet ve irşad eden zaatin, Allahin ve meleklerinin ve hizirin yardimi ile oluşturduğu bazi imtihan meviklerine sevkedilir. Bunun misali de: biz elektrik teknisyenliği okurken öğretmen imtihan etmek için, bir elektrik aksami yani, mesela sps sistemi veya, bir elektrik aksami dogru şekilde baglanilir. ve öğreten hoca gelir , ve sen dişari çikarsin veyahut sana göstermeden, o aksamin gidişatini değiştirir, ve mesela bir kabloyu yalniş takar, veya bir kabloyu tamamen cikarir, veya bir rele açik olcaksa kapali hale geitirir, gibi bir bilerek yapilan bağlanti hatasi oluşturur. ve ögretilen ögrenci daha sonra bu hatayi arayip bulmak ile imtihan olur. İşde şeyh de müridine , veyahut bir şeyhe bagli olmayan fakat hak yolsucusu olan birine işde HIZIR aleyshisselamin oluşturduğu, bilerek yapilan aksam değişikligi ile imtihan edilir. Ve eğer o salik ve mürid, o aksamin doğrusunu, önceki yaptiği hatadan ders alipda biliyor idiyse, o zaman o hatayi bilir, ve o imtihandan hataya düşmeden kurtulur, veya hata yerine doğrusunu yaparak hatasiz çikar. Eğer hatalardindan ders almasini bilmiyorsa, geçmişini gözden geçiremiyor ise, Peygamberin “ölmeden önce kendinizi hesaba çekin” hadisini anlayip yaşamiyorsa, ve vicdaninin komutani olan melekerin sesini duymaz olduysa bu sefer tekrar levvame nefise, aşaği düşer.



Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems,22Eylül 2014 Pazartesi

Nefs-i Mutmainne Nedir? , Tam Teslimiyet ile iman Eden Nefis Nedir? Kalp Gözü Aralanan Nefis



Nefs-i Mutmainne Nedir? , Tam Teslimiyet ile iman Eden Nefis Nedir?
Öncelikle Nefis demek Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü ,
şoför Manasindadir. ve Bu Motor ve araba yaptiklarindan hesaba çekilcek
olduğu için,

onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler
yaptirilabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir.Yani sürüş
kurallarini ögrenmek gekekir. ve burada islamin şartlari olan namaz ve
oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayi,
yani nefis atina, motoruna gem vurmayi, veyahut arabasinda, nasil fren
sistemini kullanmasi gerektiğini öğrenir. ve oruç ile yemeye helal olan
birşeye gem vurulur. daha sonra cima ya gem vurlur, yani frene basmasi
öğenilir. ve bunu öğrenince, artik insan islamin haram ve yasak dediği
durumlarda, frene basip nefis atinin gemini çekerek onu durdurur. ve
nefis kazandiği derece ile makam kazanir ve terbiyet ehli olur. ve işde

Nefs-i Mutmainne Nedir? , Tam Teslimiyet ile iman Eden Nefis Nedir? Deyince

Mürid hak yolcusu salik, eğer mülhimeden dahada ileriye geçebilirse, artik ilhamdan öteye geçen nefis, artik hücreleri ve atomlari ile, yani melekler ile devamli kontakt halindedir. Ve artik atomlarin nedensiz niçinsiz Allahin emrine itaat halinde olduklarini anlayinca, yani bir ordunun askerleri, ona emredileni yapmakla sorumlu olduklari gibi, komutan hücüm diyorsa hücüm, bekle diyorsa bekle, onlar sadece sürücü kuvvetin emrindeki meleker ordusudur. ve örnegin bir gözlük, onun sahibi onu taktiği müddetçe, numarasi oldugu derece ile göze yardimci olmakla sorumludur, onun, bunun ilerisine geçme veya, gerisine kalma yetkisi yok. bir adim ileride atamaz bir adim geridede kalamaz. İnsanda melekliği öğrenince, onun icin artik cennet ümidi, cehennem korkusu bitmişdir . dilerse Allah cennetine koyar, dilerse cehennemine, önemli olan onun rizasidir. Yani emre itat etmek mühim olandir. emre itaat ettikden sonra, onun sahibi onu istediği heryerde kullanabilir. ve Allah adildir ki elbet gözüne takilcak gözlüğü afedesin götünde kiçda tuvalet kağidi olarak kullanmaz, ve gerektiği yerde kullanir. Amma olurki sen gözlük isen gözlüğü silah olarak kullanir, olurda şifa olarak kullanir olurda süs için kullanir velhasil kelam. ve gözlük gibi olan için, şayet bir kolu kirilsa ve kolumun birini kirdida neden kirdi? niçin kirdi olamaz ? kirildi ise kirilmişdir ve mehdi dahi bir kolu yerinden çikikdir, ve nedensizdir onun nedenini hak Teala bilir.
Umumi sebebleri ve külli sebebler olarak sebebleri vardir. Sebebi kül hak ilmindedir. insanlar ise düşdüm burkuldu gibi sebeblerin bilir. düşdüm amma neden kirildi? amma neden onu Allah bilir. yani nedensiz niçinsiz imana mutmain iman denilir. yani Rabbine tam teslimiyet ile teslim olmuş ölü yikaciyinin elindeki ölü gibi, neyanna çevirirse oyanna döner, itiraz edebilcek bir cani olmayan, ruh halindeki insan yani.